Geçici Sergiler / Gezginlerin Gözüyle Antalya / Vincent de Stochove

Vincent de Stochove, Voyage du Levant, 1662.


"Gelidonya Burnu'nda genellikle güçlü bir akıntı vardır ve rüzgârla birlikte öyle dalgalar çıktı ki az kalsın kayboluyorduk. Sarp kayalığın dört adım dibinden geçtik, denize sokulan kayalıkların küçük tepelerini sağ tarafta bıraktık. Tayfamız suya çok miktarda ekmek attı ve diz çöküp dua etti. Bunun nedenini sorduğumuzda, bize eski bir âdet olduğunu söylediler. Bu burnun en tehlikeli geçit olduğunu düşünüyorlar. Burnu aşar aşmaz kendimizi Karamania'nın rüzgârı durduran yüksek dağları arasında bulduk ve hoş bir dinginlik içinde yol aldık. Akdeniz'in en ünlü ve en tehlikeli körfezi olan Satalie Körfezi orada başlar...

Türklerin Attalie adını verdikleri Satalie, hep Küçük Asya'nın en güzel kentlerinden biri sayılmıştır. Eskiden Pamphylia adı verilen bölgede ve kentin adını taşıyan Akdeniz'in en ünlü ve en tehlikeli körfezinin kıyısında yer alır. Bir kayanın üstüne kurulduğundan ve birçok kuleyle desteklenmiş çifte surlarla çevrili bulunduğundan dolayı avantajlı bir konuma sahiptir. Kıyı tarafında antik tarzda inşa edilmiş, Türkler hiç onarmadığından yıkılmaya yüz tutmuş büyük bir kale vardır. Liman küçüktür ve ancak küçük tekneleri alabilir, kıyıları güvenliksizdir çünkü kör kayalarla doludur. Genellikle deniz çok çalkantılı olduğundan bunlar kadırga ve gemilerin yanaşmasını, özellikte de demir atmasını zorlaştırır. Denizinin azgınlığı yüzünden bu körfez uzun süre gemi işletmeye elverişsizdi ama ne zaman ki Azize Helene Kudüs'ten dönüp de İsa Efendimizin haça bağlandığı çivilerden birini suya attı, o zaman kasırga dindi ve artık körfez o kadar fırtınalı olmadı ve gemi işletmeye biraz olsun elverişli hale geldi.

Kentin içi eskiden üç ayrı surla üçe ayrılmış. Evler kötü inşa edilmiş ve alçak, sokaklar dar ama hoş. Çünkü her tarafta bütün sokakların neredeyse üstüne kadar uzanan ve yolları dehliz haline getiren büyük portakal ağaçlarıyla dolu bahçeler var.

Yerleştirildiğimiz konsolosun ikâmetgâhından daha sevimli bir şey görülmemiştir; ev kayanın içine oyulmuş, her türlü konfor keskiyle taştan kesilmişti, dağın tepesinden aşağı üç kaynağın suları iniyor ve bütün evin içinden tatlı bir mırıltıyla geçiyordu. Evden bütün kent, güzel bahçeler ve deniz görünüyor. Kayalığın ağzı ıssız, buna karşılık sarp tepesinden sürekli olarak sular damlıyor, kimi yerlerinde şirin yeşillikler var. Öyle ki insan bu evden daha hoş ve daha ıssız bir inziva yeri düşünemez. Bu şirin yer bizi dört gün alıkoydu, bu dört günde de bize her yeri gezdirdiler.

Bu yörenin güzelliğini ve kent dışındaki bahçelerin hoşluğunu kağıda dökmek olanaksız; iki üç fersahlık ovalar, ovalarda dipleri hiç güneş görmeyecek kadar sık dikilmiş, çoğu bizdeki armut ağaçları kadar yüksek portakal, limon, nar, kayısı ve benzeri ağaçlar ve bunları sularken dalları hep çiçekli, güzel meyvelerle yüklü ağaçlardan yayılan hoş kokuya bir serinlik veren sonsuz sayıda dere bu bölgeyi küçük bir cennete dönüştürüyor.

Bölgede yaşayanların çoğu Türktür, çok sayıda tımarlı sipahi zeametlerini bırakıp yılın büyük bir bölümünde Satalie'nin havasından yararlanmaya ve bütün Doğu Akdeniz'in en büyüleyici ve en verimli yeri sayılabilecek bu güzel bölgede vakit geçirmeye geliyorlar. Birkaç Rum da kalmış, bir başpiskoposları ve bize büyük bir törenle gösterdikleri Aziz Nikolaos'un kemiklerinin özenle muhafaza edildiği oldukça güzel bir kiliseleri var..."